Daha önce Avrupa,Balkanlar ve Ortadoğu’yu gezdiğim için bu sefer Uzakdoğu’ya gitmeye karar verdim.Gezimi ilk başta Tayland ve Kamboçya ile sınırlı tutmuştum ama hazır o kadar uzağa gitmişken yakınlardaki diğer ülkeleri de gezi planıma dahil ettim.1 ay süren araştırmalarım sonucunda toplam 6 ülkeyi (Tayland,Malezya,Endonezya, Singapur, Vietnam ve Kamboçya)   kapsayan 1 aylık bir uzakdoğu rotası çizdim.

Gezimin ilk durağı Tayland’ın en büyük ve popüler adalarından Phuket oldu.İlk gün ada içerisindeki belirli noktaları ziyaret ettim.Phuket’in sembollerinden biri olan Büyük Buda heykeline gittim.45 metre yükseklikte ve mermerden yapılan heykel adadaki yüksek bir tepede bulunuyor.Daha sonra Phuket’in en güney noktasındaki Promthep burnuna giderek adanın panoramik manzarasını izleme fırsatı buldum. İstediğim şeylerden biri de fil yavrusunu yakından görmekti.Yol üstündeki bir çiftlikte görünce yanına gittim. Görevli, yavru file muz vermek suretiyle yaklaşabileceğimi söyledi. Ben de oradan aldığım sepetteki muzları yedirerek daha yakından görebildim.

Phuket civarında da çok sayıda ada yer alıyor ama vaktim kısıtlı olduğu için sadece Phi Phi adalarına gitmeye karar verdim. Bu adalar Leonardo Di Caprio’nun oynadığı The Beach filminin çekilmesiyle birlikte daha da ünlenmiş.O yüzden her gün buraya turlarla çok sayıda turist geliyor.

Phuket gezimin ardından Malezya’nın başkenti Kuala Lumpur’a geçtim.Ülke daha çok Müslüman çoğunluğa sahip.Burda ilk olarak şehrin en eski camisi olan Masjid Jamek ile Güneydoğu Asya’nın en büyük camilerinden biri olan Milli Camiyi ziyaret ettim.Ayrıca Malezya İslami Sanatlar Müzesini gezdim.Müze,  Güneydoğu Asya’daki en büyük İslam Sanat Müzesi olma özelliğine sahip.

Kuala Lumpur’da en çok gezmekten keyif aldığım yer ise kuş parkı oldu.Parkta 200’den fazla kuş türü var ve çoğu serbestçe dolaşıyor ortalıkta.Kuala Lumpur’daki son günümde ise Batu Caves olarak adı geçen ve Hindistan dışında yer alan dünyanın en popüler hindu tapınak mağaralarına gittim. gelmektedir.Bu devasa mağaranın kalker taşları yaklaşık 400 milyon yıllık ve mağaraya ulaşmak için ziyaretçilerin toplam 272 basamak çıkması gerekiyor.Ayrıca, mağara içerisinde bir Hindu ayini izleme fırsatı buldum.Mağara dönüşü ise Kuala Lumpur’un simgesi olan Petronas İkiz Kulelerine gittim.Kuleler, 1998-2004 yılları arasında dünyanın en yüksek ikiz gökdeleni olma özelliğine sahip.

Malezya’dan sonraki durağım, Endonezya’nın başkenti ve Güneydoğu Asya’nın en kalabalık şehri olan Jakarta idi.Jakarta gezime ilk olarak Monas adlı Endonezya ulusal anıtını ziyaretle başladım.137 metrelik anıt, 1975 yılında  Endonezya’nın bağımsızlığının simgesi olarak inşa edilmiş.Burdan sonra, şehrin önemli sembollerinden biri olan İstiklal camisini ve hemen karşısındaki Jakarta katedralini gezdim.Ertesi gün ise Endonezya Ulusal müzesini gezdikten sonra, Kota Tua olarak adlandırılan eski şehir merkezine geçtim.Burda bulunan Güzel Sanatlar ve Seramik müzesindeki eserleri inceledim.

Endonezya halkı ile ilgili olumlu izlenimler edindim. Güler yüzlüler, yardımseverler ve iyi insanlar.Hava limanından şehir merkezine otobüsle giderken yanımda oturan kişiyle tanıştım. Sohbet ettik biraz.Sonra yol paramı ödedi.Kendisine para uzattığımda “Hoş geldin” dedi sadece. İndikten sonra taksiciyle pazarlık etmemde yardımcı oldu ve ben taksiye bindikten sonra ayrıldı. Ertesi gün ise şehir merkezinde otobüsle dolaşırken bir ara çok fazla öksürünce yanımdaki adam naneli şeker uzattı. O indikten sonra başka biri oturdu.O da öksürdüğümü görünce ağrı kesici hap ve daha sonra yemem için bir kutu kek verdi.

Jakarta gezimi bitirdikten sonra sırada en çok görmek istediğim ülke olan Singapur vardı.Ülkenin başkenti yine Singapur ismiyle anılıyor.Güneydoğu Asya’daki en küçük ülke unvanına sahip.Gördüğüm Uzakdoğu ülkeleri içerisinde en gelişmiş olanı burasıydı.Şehir çok temiz ve düzenli.Aynı zamanda tam bir kurallar ülkesi.

Singapur’daki ilk günümde ülkenin simgelerinden olan Merlion heykeli ile Marina Bay Sands otelini görmeye gittim.Ardından, 2012’de Dünya Mimari Festivali’nde yılın yapısı seçilen Gardens by the Bay parkını gezmeye gittim. Parkın en dikkat çeken yapıları ise “Super Trees” adındaki özel ağaçlar.Daha doğrusu yapay süper ağaçlar. Bunlar yükseklikleri 25-50 metre arasında değişen ağaç benzeri çok fonksiyonlu yapılardır.

Gezimin ikinci gününü ise Botanik bahçesine ayırdım. İlk fidanı 1859 yılında dikilmiş olan Singapur Botanik Bahçesi, UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne girmiş olan ilk ve tek botanik bahçesiymiş.Son günümde ise şehir merkezine çok yakın olan Sentosa adasına gittim. Ada, bir rekreasyon alanı ve eğlence kompleksi olarak kullanılıyor. 1900’lü yılların ortalarında İngiliz askerlerinin üs olarak kullandığı bir yermiş.Burda denize girerek günün yorgunluğunu atmaya çalıştım.

Singapur’dan sonra rotamı Vietnam’ın başkenti Hanoi’ye çevirdim.Hanoi’de ilk olarak,  Vietnam bağımsızlık tarihinde ulusal lider olarak kabul edilen Ho Chi Minh adına yapılan Ho Chi Minh mozolesini ziyaret ettim.Daha sonra, Vietnam‘ın ilk sanat müzesi olan Vietnam Güzel Sanatlar Müzesi’ni ve Konfıçyus tapınaklarından Edebiyat tapınağını gezdim.Ertesi gün,  Fransız döneminde yapılan Hoa Lo hapishane müzesini ziyaret ettim. Müze, Vietnamlı siyasi mahkumların ve Amerikan askerlerinin tutuklu kaldığı yermiş.Müzeden çıktıktan sonra şehir merkezinde bulunan Hoan Kiem gölüne gittim.Gölün çevresi aynı zamanda eski şehir merkezi.Burası hem gece hem gündüz çok canlı.

Vietnam’daki son günümü ise Hanoi’ye 175 km. uzaklıktaki Ha Long Bay körfezine ayırdım. Körfezde 2000 kadar irili ufaklı adacık var. Adalar 350 milyon yıldan bu yana değişim geçirerek bugünkü hallerini almışlar. Bu adalar 1994 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi ile koruma altına alınmış.

Vietnam gezisinden sonra Kamboçya’nın kuzeybatısında yer alan Siem Reap şehrine geçtim. Siem Reap, Kamboçya’nın en çok turist alan şehri.Şehirde dolaşmaya çıktığımda yerli halktan ziyade daha çok  farklı ülkelerden gelmiş turistleri gördüm.

Siem Reap’te ilk olarak şehrin en eski tapınağı olan Wat Bo tapınağını gezdim.Daha sonra nehir kenarından yürüyerek şehri keşfetmeye çalıştım.Ertesi gün ise tüm günümü Dünyanın 8. harikası olarak da bilinen Angkor Wat tapınaklarına ayırdım. 1992 yılında, UNESCO Dünya Mirası listesine dahil edilen Angkor Arkeolojik Parkı; içinde ormanlık alanın da yer aldığı 400 bin dönümlük bir alanı kapsıyor. Khmer İmparatorluğu’na ait sayısız kalıntıyı ve tapınağı içinde barındırıyor.

Hanoi’deki son günümde ise Tonle Sap gölü üzerinde bulunan ve Kampong Phluk olarak adlandırılan  yüzen köyü görme fırsatım oldu. Burda evler suyun içinde yaklaşık 12 metrelik direkler üzerinde duruyor.Okul , market , postane,tapınak hepsi su üzerinde.

 

Siem Reap gezimi bitirdikten sonra  otobüsle Tayland’ın Pattaya şehrine geçtim.Burası deniz kenarında yer alan turistik bir şehir.Şehirdeki ilk günümde önce Büyük Buda tepesine çıktım. Tepe, üst kısmındaki 18 metrelik dev Buda Heykeli sayesinde popüler olmuş.Ordan indikten sonra ise  şehir merkezindeki Wat Chai Mongkhon tapınağını gezdim.1937 yılında inşa edilen tapınak, keşişler tarafından aktif bir şekilde kullanılmaya devam ediyor.

Pattaya’daki son günümde ise Koh Larn Island olarak adı geçen Mercan adasına gittim. Ada, Pattaya sahilinin 7,5 kilometre açığında yer alıyor. Adaya, büyük teknelerle çok uygun fiyata ulaşım sağlanabiliyor.

Pattaya’dan sonra artık gezimin son durağı olan Bangkok’taydım. Bangkok bana İstanbul’u anımsattı biraz.Çok büyük, kalabalık ve yoğun bir trafik var.O yüzden, daha küçük bir şehir olan Pattaya’dan sonra burası karmaşık geldi. Bangkok gezimde önce Büyük Saray’ı ( Grand Palace) ziyaret ettim.Saray, 1925’e kadar kraliyet ailesi tarafından devletin yönetim merkezi ve ikametgâh olarak kullanılmış.Daha sonra Zümrüt Buda ve Yatan Buda gibi şehirdeki önemli budist tapınaklarını gezdim.

Dönüş uçağım, geziye ilk başladığım yer olan Phuket olduğu için Bangkok’tan Phuket’e geçtim. Ordan da İstanbul’a uçarak 1 aylık Uzakdoğu maceramı güzel anılar biriktirmiş olarak sonlandırdım.

 

Afyon MagazinAfyonCitylife